objet petit a » 2008» July

ne olduğunu bilmeden konuşmak işime geliyor

*dört

Saatin kaç olduğunu bilmeye gerek yok!

Saatin kaç olduğunu bilmeye gerek yok. Yani böyle bir bilgiye ihtiyaç yok, kimi zaman duyulmuyor. Bazen böyle. Zaman ile ilgili herhangi bir kısıtlama söz konusu değil. Edilmez. Rahatız. Rahat olmak gerek zaten. Kimi zamanlar için. Evet, özellikle kimi zamanlar için rahat olmak gerek. Bunu başarabilmeli. Ben pek başarabiliyor muyum, bilmiyorum. Sormak gerek eşe-dosta, başarılı, olup olmadığını. Ölçmek, tartmak, öğrenmek gerek. Olunamıyorsa da bunun önüne geçilmeli. Rahat edilmeli. İnsan bazı şeyler için kendini yormalı, çaba sarfetmeli, uğrunda kan ter içinde kalmalı gerekirse. Böylesi önemli bir mevzuyu nasıl ıskalayabiliriz ki! Mahşerde hesabı sorulur mazallah.

Çok kofti konuştuğumu düşünüyorunuz değil mi? Yapmayın, etmeyin. Gözünüzü seveyim.Ne diyorduk, saatin kaç olduğunu bilmeye gerek yok. İnsanlar kendilerini kısıtlamamalı bence. Saat konusunda yani. Önceden saat mi varmış, yokmuş. Yani öyle olduğunu zannediyorum. İşime gelir.Bir yere geç kalmak olmasın mesela, geç kalınmasın bir yere. Sonra bir yere erken de varılmasın. Erken varılmalardan ve geç kalmalardan çok fena nefret ederim, çok fena. Bildiğiniz gibi değil. Yani. Zaten bütün bu gazın sebebi de odur. Şahsen, ben, hep geç kalırım. Bir yerlere. Bir türlü vaktinde varamam, ulaşamam gitmem gereken yerlere vakitlice. Bu benim umrumda mı,  pek değil. Ama üzülüyorum da. Hem de çok. İnsanlar bekliyorlar. Ben hiç beklemedim, bir kaç sefer dışında ben hiç bir yere erken gitmedim.

Sevmiyorum bir yere erken gitmeyi. Bekletmeyi de sevmiyorum. Ama elimde değil. Bekletiyorum ve bekleyen insanlara üzülüyorum. Bir saat, iki saat, üç saat. Dakik biri olduğumu söyleyemem. Yalan söyleyemem. Benim gibi yaşayan insanlar için bütün bu çabam da. Uğrunda dil dökmem, dilimde tüy bitmesinin nedeni budur. Sizlere anlatmaya çalışıyorum.Ne diyorduk, ben, saatin kaç olduğunu bilmeyen ve umursamayan insanlara çok gıpta ederim. Bilemeziniz bunu. Üzerimde tam üç tane saat taşırım, saatin kaç olduğunu kaçırmamak için. Hiç rahat değilimdir. Bu konuda. Hem de hiç rahat değilimdir. Saatin kaç olduğunu bilmemek, uçurum kenarından yürürken ayağının kayıp uçurumdan aşağı yuvarlanmak gibi bir şeydir benim için. Böyle bir korku yaşarım anlayacağınız. Ne kadar korkunç değil mi?Aslında üzerimde üç tane saat taşımam. Gelemem öyle embesil gibi kalabalık ve ağır yaşamaya, özür.

Hatta kolumda bir saat bile yoktur çok çok uzun zamandır. Dedim ya gelemem ben öyle bir sürü şey ile dolaşmaya. Kalabalık olmayı sevmem. Yalnız bir insanımdır. O yüzden saat taşımam çok uzun zamandır. Kolum yalnızdır, boştur. Pratik olmayı da severim.Bir tek cep telefonumun saati vardır üzerimde, dakikaları takip etmeme yarayan. Lakin üzerimde üç tane saat taşıyormuş gibi hissederim kendimi, öyle bir ağırlığı vardır. Şimdi bu da nasıl olur demeyin bana. Yapmayın bunu.Oluyor işte. Çok hisleniyorum bu konuda.

Based on FluidityTheme Redesigned by Kaushal Sheth Sponsored by Web Hosting Bluebook
Page Content