pirana
çokça geri çokça.
çokça geri çokça.
*üç
Ben. Yani Davut Yücel (başında M.’si de var).Tek başına bir cümle olmuyorum, olanlar var mı, bilmiyorum. Esasen pek ilgilenmedim. Bin dokuz yüz küsür doğumluyum. Gencim, güzel değilim. Beğenmiyorum kendimi, beğenen var mı bilmiyorum kendini. Saçlarımı uzattım bu sebepten. Ayıptır söylemesi k.çıma kadar uzadılar. Ne ara oldu bilmiyorum, ben kesmemeye başladım aradan dört yıl geçmiş. İlgilenmeyi istemiyorum ve bu yüzden uzatıyorum. Ben ilgilenmiyorum, onlar uzuyorlar.Dedim ya, ben davutyucel. Tek başına bir cümle olmuyorum ve olanlar var mı, bilmiyorum. Bu site nedensiz bir şekilde açılmıştır. İlk açıldığı vakit bir amacı yoktu, şimdi olduğunu da pek söyleyemiyorum.
Bilirsiniz değişiyor her şey, değişir her şey. Ve severiz değişiklikleri, lakin iyidir. Fakat ben bazı değişikliklere ayak uyduramıyorum. Çok garip geliyor bana, anlayamıyorum, kavrayamıyorum. Aynı zamanda bazı değişiklikleri de acayip severim. Ne bileyim işte etrafımdaki bir şeyler değişsin isterim. Eminim, çok eminim siz de aynı şeyleri yaşıyorsunuz. Herhangi bir acayipliğe değinmiyorum ve değinmeyeceğim.Değişiklik diyorduk, son zamanlarda yaşadığım/hissettiğim bir duygudan bahsedeyim; bir iş değişikliği yaşayacağım bir ay içerisinde. Bir yerden ayrılıp başka bir yere geçeceğim. Fakat çok garip bir şekilde kendimi sevgilisini aldatan biriymiş gibi hissediyorum. Yani bu iş değişikliğiyle ilgili olarak böyle hissediyorum. İşle olan ilişkiyi bitiren ben olmama karşın böyle bir duyguyla karşı karşıyayım. Neyse ki, bir sevgilimin olmaması nedeniyle kendimi sevgilisini aldatan biri olarak hissetmemin saçmalığının farkındayım. Ya da öyle bir şeyler işte. Ortada bir saçmalık var ve ben bunun farkındayım sayın okur!İşte sırf bu ?saçmalık?lığın hatırına, yani bu yüzden, ‘her şey boş’ felsefesiyle gardımı alıp kendimi öyle loş bir dünyanın içine atıyorum ki…
Kurtuluyorum bütün o zararlı hislerden ve sair.Küçükken hayalim müzisyen olmaktı. Aslında bir hayale sahip olduğumdan pek bahsedemeyiz.Çok feci şekilde gitar çalma isteğim vardı, ardından bir gitar edindim ve uzun yıllar çaldım (ilk aldığımla yetinmedim, başka gitarlarım da oldu:D). Geleceğe yönelik herhangi bir fikre sahip olmamamla doğru orantı olarak yaşımın ilerlemesi, ‘e madem öyle, ben de müzisyen oluveririm’ dedirtti bana. Ancak pek kıymetli bir caz piyanisti, kibarca müzisyen olma dedi bana ve ben o işi orada bitirdim. Yani işin gönül kısmı dahil her şey orada bitti, gerçekten. Sonrasında kibarca müzisyen olmamaya adadım kendimi. Şimdilerde dinliyorum yalnızca. Mesela şu anda Garbarek?in Song of Space isimli parçasını dinliyorum. Az sonra değişicek bu da…Bahsetmiş miydim?Bu arada, ?şimdi? ve ?şu anda? kelimelerinin, taşıdığı anlam açısından farklılık arz ettiğini hissettim bir an.Geçen gün, yolda giderken-eve gelirken, ilkokul çağlarında bir çocuk ile annesi arasında geçen diyalogdan bir kelime geldi ve kulağıma yapışıverdi.Mevzuları neydi bilemiyorum, dediğim gibi yalnızca bir kelime ve o kelimenin bulunduğu cümlecikti dikkatimi çeken. Çocuk, annesine, gelmeyeceğini ve ?ceyranları bekleyeceğini? söylüyordu.
Elbette ki geçen kelimenin doğrusu ceyran değil, ?cereyan?. Kelime, anlam itibariyle, bir akımı, akışı ya da bir olayın olma durumunu simgeler. Bahsettiğimiz anlamı ise akım; elektrik akımı. Ki bunu siz anlamışsınızdır zaten. Fakat yine de biz kelimeye takılmayalım şimdilik ve olaya girişelim! Yanlış hatırlamyorsam ya da dikkat etmemiş olabilirim, çocukluğumdan beri cereyan kelimesinin bu anlamıyla kullanıldığına pek şahit olmadım. Ya da dediğim gibi dikkatimi çekmemiş olabilir, hatırlamıyor olabilirim. Çocuğun seçtiği o kelime, beni bir an anıların arasına itti, vay be dedim, demek bu kelime ölmemiş, yaşıyor hala. Mütakip olarak acaba dedim, bu kelime her insan evladının yalnızca çocukluğunda kullandığı ve büyüdüğünde unuttuğu bir kelime mi Bunu, her insan şeklinde bir genellemeye dahil etmemiz yanlış olabilir. Her insan yani bütün Türk milleti değil de, bir kısım insan şeklinde, lokal bir genişliğe indirgeyebiliriz.Şimdi canım sıkıldı.
70 ya da 80?lerden kalma gibi ya da çıkıp gelmiş. mahallenin büyük ağabeyi. neşeli, seviyor-seviniyor (seviyoruz), belli ki yenilikçi, daha çok rahat ama. kafası güzel, yanıbaşımda geniş. beni düşünüyor hala, eriyorum-eziliyorum (mahçup oluyorum manasında).
16.04.2008
okmeydanı
*
Ne olduğunu bilmeden konuşmak işime geliyor.
Hakkında pek bir şey bilmeye de gerek yok nasıl olsa. Ki zaten hakkında diye bir şeyden de söz edilemez.
Ayrıca taşıdığı metafor nasıl bir göndermeye sahip olabilir ki?
Açıkcası o yükü vücudunda barındırabilmenin güçlüğüne de dikkat çekmek isterim.
İnsanın cümlesi bittiğinde ne yapması gerekir?
Duyuyorum.
Susmayı denemeyeceğim, siz deneyebilirsiniz.
Aklıma bir soru takıldı,
Bu iki yazı arasındaki fark nedir?
Ben deneyeceğim, uzun sürmedi bu yalnızlık.
Patates metnini okudum. Patatesi yiyeceğini sevdiğim için patates metnini de sevmiş olmadım. Bir ilişiği yok.
Patates metnini sevdim. Ama daha çok söyleşisini sevdim.
Hem daha önce patates yememiştim, hatırladım.
Ne ki bu?
Acayip bir şey yapmışlar.
Entel dantel.
Dantel de neyse… Ben bilmiyorum.
Bak, resim.
Bir şey bulmalı buna çizgiler düz olmamalı, ne bileyim.
Everythink goes, yazmış. Ahanda sana erguvan. Everythink goes. Sahi kim demiş?
İmzamı hiç bu şekilde taklit etmemiştim.
Of çok yazdım vallahi.
Dilimde tüy bitti resmen.
Bak.