Ölümün Gölgesinde
Yürüyoruz oluşun gizemi de yürüyor bizimle
Çevremizde, hangi amaca, nereye
Güneşe şarkılar söylüyoruz serçelerle
İlkbaharın neyini üfleyişidir bu
Oluşun ölüm romanı sesli okuduğumuz
Ama nasıl bitecek bunun sonu
Diyorum rüzgar diyor
Varlığın içindekini sor, başlangıcın nasıl olduğunu
Sis örtüyor beni acıya çalan hüzünle
Nereye gidiyorsun
Yaşamla birlikteyim, yaşamla özdeşleştim
Delilik bu biliyorum, dün koşan kimdi
Bir ağaç gibi yıkıldım yere şimdi
Kalbim nerde küreğim, benim küreğim
Getir kazayım kendi gömütümü
Gecenin en sessiz yerinde gömeyim kendimi
Getir yoğun karanlık içindeyim
Acının pusu bağışlanmış bana
Tandır aşkın kadehleri içinde en dolusu
Parçalandı avuçlarımda o da
Gururlu gençlik geçmişe çevirdi yüzünü
Göz yaşıdır dudaklarımdaki
Getir ey kalp biz şu iki garip
Acı bir sanat belleyelim yaşam denen şeyi
Öyle uzun sürdü oyunlarımız
Gençlik şarkıları söyledik yıllarca
Kanadık öyle yaşam bahçelerinde
Ödünsüz düşman kesildik geceye
Toprak yedik bıkıncaya dek
Kan içtik çatlayıncaya
Genişlettik düşleri, aşkı, acıları
Üzüntüyü, umutsuzluğu dilediğimiz gibi
Ne oldu sonra, işte ben buyum, bulunduğum dünyada
Uzağım oyunlarından, servetimden
Yokluğun karanlığına gömdüm günlerimi
Onlara ağlayacak gücüm bile yok hani
Sessizce döküyor yaşam çiçeklerini
Huzursuz, hazin/ayaklarıma
Soldu büyüsü yaşamın ey ağlamaklı kalbim
Hadi ölümü deneyelim hadi
EbulKasım El-Şâbi
Türkçesi: Turan Koç