türk kahvesi…
mandabatmaz günleri güzel geçiyor filozof lao ile.. güzel sohbet ediyoruz, lao anlatıyor dinliyoruz güzel de oluyor. geçen cuma günü sayınsevgili biladerim de katıldı sağolsun. sonradan eski patron da teşrif etti aramıza. velhasıl, iyi… çok şükür.
bir de sokak müzisyenleri oluyor her gittiğimden ya tünel yakınlarında ya odakule civarında, işte oralarda bir yerlerde.. mutlu ediyorlar beni sağolsunlar. türkler olduğu kadar farklı memleketlerin müzisyenleri de oluyor. o da ayrı bir mutluluk kaynağı tabi.
geçenlerde (aslında bayağı oluyor) kızılderili olduklarını sandığım bir grup vardı. pek çekingen biri olmama karşın resimlerini çektim hemen, saklarım dedim. aradasırada bakıyorum iç geçiriyorum. neyse
etnik müzik güzeldir. kültürleri de güzeldir. kıyafetleri filan. enstrumanlarına biterim zaten. enstruman demişken, örneğin lafını ettiğim kızılderili (?) grubun çalgılarına değineyim. ellerindeki aletler çok da kaliteli şeyler değildi açıkcası. gitardan (gitar bir etnik çalgıdır esasında) gelen ses diğer enstumanların sesi arasında harmanlanmasa kulak tırmalayıcı olabilir, keman sesi fena değilgi ama belli yıpranmış saz, sonra pan fülütler onlar iyiydi evet onlar iyiydi. asma davul o da fena değildi. evet neyse…
ilginç olan bir şey daha var, türkiyede özellikle sokak müzisyenlerinde santur icracılığı iyice artıyor. artık tanır olduk o aleti. güzel.
bir arkadaşım sokak müzisyenliği yapıyordu. hala yapıyor mu bilmiyorum. metroda filan çalıyordu aslında iki kişilerdi ney çalıyorlardı. bir keresinde günün hasılatı olan bozuk paraları (yaklaşık bik bir buçuk poşet kadar) üsküdarda büfe büfe tümlettirmeye çalışıyorduk. neyse bütünledik parayı menlayımatbu olarak ele alında maşallah bu iştede iyi para varmış dedim, güldü, gel sen de katıl dedi.. katılsamıydımki…




Comments(1)
