Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/semarorg/public_html/index.php:5) in /home/semarorg/public_html/wp-includes/feed-atom.php on line 2
objet petit a 2010-07-15T01:17:20Z WordPress http://semaver.org/?feed=atom mdy http://semaver.org <![CDATA[temmuz 15]]> http://semaver.org/?p=354 2010-07-15T01:17:20Z 2010-07-15T01:17:20Z bu kadar zaman geçti.

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[nedense yeniden]]> http://semaver.org/?p=353 2010-06-27T21:32:50Z 2010-06-27T21:32:50Z SAMAN KÖPEKLER
1karşımda öldü şimdi
1bir de van gogh kendisi 1889
1ölüm bir simulasyon
1halbuki ne kadar epik değil?
1boş yok şimdi yanındakini de 1 bulsam azrail sırasanana
1bir değil bu geceki dur sırala ağzı kekeledi
1uzak dur beri gel uzak dur beri gel uzak
1hastanede ölüm tipolojisi çok saçma

Davut Yücel
13 haziran 2008

(Kadıköy Underground Poetix Cilt II)

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[uzak değil.]]> http://semaver.org/?p=352 2010-06-12T21:41:12Z 2010-06-12T21:41:12Z uzun zaman olmuş istiklalde yalnız yürümeyeli. oraya giderken dalmışım kabataş metrosunda, kısa bir süre. insan gördüğü şeylere iman ediyor o sıra geldiği yerin saflığına inanarak. yani uyurken. ben de öyle yaptım işte. ardından, tekrar gözlerimi açtığımda üç beş dakika, beğenmeme değil de belki biraz şaşkınlıkla bakındım. sonrasında zaten yürüdüm.

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[buselik beste]]> http://semaver.org/?p=351 2010-04-14T20:39:59Z 2010-04-14T20:39:59Z buyrun.

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[makina]]> http://semaver.org/?p=342 2010-03-07T22:04:09Z 2010-03-07T22:04:09Z bizim aslanı gördüm ben de beklerken. beklerken makina yandı, kokusu geldi yeni. koku türlü şeyler için. aslan, aslan gibi duruyor, bizim. pencere kutsal, yol kutsal. yolda beklenir en fazla. gerisi başka. o sırada da bekliyoruz.

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[spam commentler]]> http://semaver.org/?p=350 2010-03-07T22:02:25Z 2010-03-07T22:02:25Z durum değerlendirmesi.

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[bi’dünya]]> http://semaver.org/?p=345 2010-02-05T00:57:40Z 2010-02-05T00:57:40Z buyrun

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[kaç tane daha]]> http://semaver.org/?p=344 2010-01-13T02:15:41Z 2010-01-13T02:15:41Z düşünüyorum da kıymetli dostum, kaç tane daha var sence? yanlış anlama beni; aslında bu bir soru cümlesi değil, öyle olmamalı yani. mesela sayı saymanın varlığı bu biçimlenmiş bellekte bir yere oturmayınca oluşan boşluk insanı havaya çekiyor, asılı bırakıyor adeta. ben daha önce hiç havada asılı insan görmedim kıymetli dost, anlamalıyız birbirimizi, beni anlamalısın. benden seni anlamamı bekleme ama, olsa olsa tanımaya çalışırım ben. etkiye maruz kalan benim çünkü ve bu acı verici. dedim ya geçenlerde yine; ben tanımaya çalışanım, sen anlayacak olan. bu senin oyunun. ama evet hep beraberiz.

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[ey ahali]]> http://semaver.org/?p=343 2010-01-04T22:39:53Z 2010-01-04T22:39:53Z bırak bu ayakları.

]]>
mdy http://semaver.org <![CDATA[big time > strange weather]]> http://semaver.org/?p=339 2009-10-18T23:35:21Z 2009-10-18T23:35:21Z

(yedi)

Son Nobkig yani “ne olduğunu bilmeden konuşmak işime geliyor” yazısını aralık ikibin sekizde yazmışım. Yer almanın dayanılmaz hafifliği, evet bir ironiyi barındırıyordu içerisinde ve ben buna halen katılmaktayım. Hissediyorum o hafifliği tüm hücrelerimde. İnsanın bir şeyleri tüm hücrelerinde hissetmesi güzel bir şey. Hissedilen kötü, negatif bir şey de olsa insanın tüm hücrelerinde bir şeyler hissetmesi bulunmaz bir nimet.

 

Üsküdarda, içtiğim çayın ardından eve gitmek için yola koyulduğumda düşündüm bunları. Ve farkettim ki on üçüncü adımımdan sonra elim telefonu almak için cebime gidiyor, refleks olarak böyle yani. Zorlasak, bazı şeyleri refleks olarak yapınca aslında bu alemde olmadığını (hayali olarak) düşünebilir belki insan; başka bir alemde olmak güzel olmalı, kişi bunun keyfine varmalı, boynuna borç olmalı bu, belki. On üçüncü adımdan sonra, eline aldığın telefonda ne gördüğün ya da ne için baktığın yani tümüyle, neyle karşılaşacağının bir önemi yok. Bunun önemi olmaz yani, olmamalı. Zaten oradaki önemin farkına vardığın takdirde bu refleksin tüm büyüsü çözülmeye, hatta çürümeye başlamıştır. Evet, bunun adına çürüme de diyebiliriz.

 

Bir şeyin çürüyor olması; bozulması, boyut değiştirmesi, farklı konuşması, farklı görmesi, farklı duyması ya da ne bileyim farklı tatması demek olabilir. Nihayetinde hiç birimiz çürümedik değil mi, bunu bilmememiz oldukça normal bir durum olur. Çürümek ya da daha doğrusu çürük olmak nedir bilmiyoruz. Hatta çürümek/çürük olmak nedir, nasıl bilebiliriz! Hiç birimiz bir mandalina olmadık, çürüdükten sonra dünyanın nasıl göründüğü, koktuğu, duyumsandığı konusunda en ufak bir fikrimiz olamaz ya da ahşap bir sandayle olmadık hiç birimiz; ki çürüyor olduğunda, parça parça dökülüyor ve dökülecek olduğunda dünya nasıl görünür, ona karşı neler hissedilir, öfke mi duyulur bilemeyiz.

 

Ya da daha gerçeküstücü bakarsak konuya (ki onlar böyle bakar), hiç birimiz ölmedik henüz. Biyolojik bir şey. Yani böyle inanıyoruz en azından, bize ilkokuldan itibaren bu öğretildi ve hatta henüz konuşmayı bilmezken bu minvalde bilgiler yüklendi küçük beyinlerimize (tabi başka şeyler daha var ama onlar ayrı, ayrı tutmalıyız şu an, bu bize bir şey kaybettirmez değil mi?). Dolayısıyla konuya bu bakış açısıyla yaklaşmamızda bir sakınca yok. Eğer varsa da, bu bizim suçumuz olmamalı. Yani adil olmak gerekirse, sorumlu olanlar bizler olmamalıyız değil mi? Aslında bu kısmı atlayabiliriz, atlayalım, atladık.

]]>